Türkiye’deki işverenler ve işçilerin hakkındaki bu yazımda işçilerin neden mutsuz ve verimsiz çalıştığını aktarmaya çalışacağım.
2000 senesinden bugüne çeşitli sektörde çalışmış ve 2019 senesinde aldığım radikal bir kararla, eğitimimi ve kariyerimi kısmen hiçe sayıp tamamen farklı bir sektöre atılmış biri olarak yaşadıklarımdan edindiğim tecrübelerden bahsedeceğim.
Öncelikle firmalar çalışan ihtiyaçlarına göre -ki bu büyük ya da orta ölçekli bir firma olabilir- kriterlerini belirleyip bir iş ilanı verirler. Adaylar gider, adaylar gelir, görüşmeler yapılır. “Şirketimiz şöyle iyi, şirketimiz böyle iyi…” diye ballandıra ballandıra anlatılır ve uzun kasvetli mülakatlar sonunda nihayet biri işi alır. İşe alınan kişi mevcut işsizliğin içerisinde kendisini iş bulduğu için şanslı sayar ve sevinir de. İşini kaybetmemek için canla başla çalışmaya başlar. Akşamları mesaiye kalır, eve iş götürür, hatta hafta sonları bile çalışır. Halinden memnundur.
Bu sırada işveren ve müdür durumdan gayet memnun bir şekilde yeni kişiyi gazlarlar “aslansın sen, kaplansın sen” minvalinde sözler söyleyerek. Başta bu sözler işe yeni başlayan kahramanımızın hoşuna gitmekle beraber kendini önemli hissettirmektedir.
Fakat bir süre sonra işlerin böyle devam edemeyeceğini anlar. Çünkü farkına varır ki; işine sahip çıkmaya çalışırken sosyal hayatını yok etmiş, iş dışında hiçbir şeye zaman ayıramamaya başlamış, üstelik 3 kişinin yaptığı işi tek başına yapmaya başlamıştır. Fakat sesini çıkaramaz çünkü işi yeni almıştır. Bunun geçici bir süreç olduğunu düşünüp, üfleyip püflemeli döneme geçiş yapar. Bu dönemde asık suratlı bir çalışan halini alır ve “ben nereye düştüm” duygusunu da en çok bu dönemde hisseder.

Kahramanımız artık cesaretini topladığı bir zamanda müdürüyle, o da olmazsa patronuyla konuşmaya hazırlanacağı bir döneme girmiştir. Fakat verdiği kararı hayata geçirmesi kolay değildir. Bir şekilde cesaretini toplayıp müdürüyle konuşmaya cesaret ettiğinde, müdür bu duruma çoktan hazırlıklıdır.
Durumların farkında olduğunu belirterek, kısa sürede bunların çözüme ulaşacağını söyler. Umut verip ilk günlerdeki gazla çalışmasını sağlamaktır niyeti. Ve bunu başarır da. Gel zaman git zaman değişen bir şey olmayınca kandırıldığını anlar ve umudunu yitirip mutsuz ve verimsiz bir çalışan halini alır.
Çalışan artık sadece yeni bir iş bulana kadar buraya katlanmak zorunda olduğu bir iş olarak görmeye başlar işini.
İşveren bu süreçlerin içerisinde kendi işletmesinin zarar göreceği gerçeğini çoğu kez atlar. Mutsuz ve verimsiz bir çalışanın işine verebileceği zararları öngöremez. Bu genel mantık halen devam etmekte ve sistem sürekli mutsuz çalışanlar doğurmaktadır.
Tersi uygulamalarla çalışanının motivasyonunu ve verimini artıran işletmelerin de var olduğunu söylemek lazım. İşletmeler kâr artırma reflekslerini çalışanların sömürülmesi üzerine yoğunlaştırmak yerine daha insancıl yöntemlere yöneltseler zaten kârlılıklarında artış olabilecekken, bu şartlar altında hem çalışan mutsuz edip hem de kârlılıklarını düşürüyorlar. Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça